1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. "Muhalefete Çatmayı Marifet Sayıyor"

"Muhalefete Çatmayı Marifet Sayıyor"

Karaman CHP İl Başkanı İsmail Atakan Ünver Kampanya Süreci ile ilgi açıklama yaptı; “Evet” in Gerekçesini Anlatamayanlar, Muhalefete Çatmayı Marifet Sayıyor"

A+A-

16 Nisan’da oylayacağımız anayasa değişiklikleri ile ilgili olarak lehte propaganda yapanların yaşadığı en büyük sıkıntı, “evet”e kabul edilebilir bir gerekçe üretememeleri. Geçmişte yaşanmış bir takım siyasi olayları eğip büküp kendilerine gerekçe üretmeye çalışıyorlar. Ama bununla da halkımızı ikna etmeyi başaramıyorlar.

Mesela; 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile dönemin başbakanı Bülent Ecevit arasında yaşanan bir olayı, bu anayasa değişikliklerinin en önemli gerekçelerinden biri olarak sayarken, şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki Başbakan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nu bir gecede hem genel başkanlık’tan hem de başbakanlıktan uzaklaştırmasını görmezden geliyorlar. % 49,5 oyla Adalet ve Kalkınma Partisi tarihinin en yüksek oyunu alan bir genel başkan ve başbakanın tüm görevlerini bir gecede bırakmasına sebep olan iradenin, kendisinden başka hiçbir iradeye tahammül edemediğini ve böyle bir tahammülsüzlüğün yapılacak anayasa değişikliği ile frenlenemez bir noktaya geleceğini görmek istemiyorlar.

Görseler de kişisel ikbal kaygıları nedeniyle seslerini çıkaramıyorlar. Tek adamlığın getireceği sakıncalar konusunda söz söyleyemeyenler, muhalefete saldırmayı da göze girmek için bir fırsata çevirmeye çalışıyorlar. Madem cumhurbaşkanlarının hükümetlere müdahalesine bu kadar karşıydınız ve bunu yanlış görüyordunuz, peki Ahmet Davutoğlu başbakanlıktan ve genel başkanlıktan el çektirilirken niye sustunuz?


Mecliste Karaman’ı temsil eden milletvekilleri, bu anayasa değişiklik teklifi Meclise getirilirken, teklife imza koyan diğer milletvekilleri gibi boş kağıda imza atmışlardı. Yani teklifi okumadan imzalamışlardı. Hadi boş kağıt imzalayarak teklifi yaptılar, en azından Meclisteki görüşmeler sırasında veya kabul edildikten sonra okusalardı ona da razı olacaktık. Propaganda sürecinde söylediklerine ve anlattıklarına bakılırsa onu da yapmamışlar.


Muhalefetin itirazlarının üç cümleden ibaret olduğunu söyleyerek, bu propaganda sürecinden hiçbir kazanım elde edemediğini ortaya koyanların, süreçte neler söylediğini değerlendirdiğimizde; yalanın, yanlışın arkasına aldığı devlet gücüyle doğrunun önüne geçmeye çalıştığını görüyoruz.

Köy muhtarları üzerinde baskı kurmaya çalışmalarını ve 'şu kadar evet oyu çıkmazsa köyünüze hizmet getirmeyiz' diyerek savurdukları tehditleri de demokrasiyi özümseyememiş olmalarına ve "hayır" ın milletimiz nezdinde ulaştığı güç karşısındaki acziyetlerine bağlıyoruz. Bu arada Karamanlı olmayanların, Karaman’ı anlayamadıkları için, Karaman siyasetine hakim olan nezaketi ve hoşgörüyü de bir kenara bıraktıklarını müşahede ediyoruz.
Muhalefeti yalancılıkla itham edenlerin propaganda süresince söyledikleri doğruları (!) örneklendirecek olursak;


“Mevcut sistemde kararname hazırlama yetkisi Bakanlar Kurulunda. Şimdi hükümet Meclis dışından ve doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından kurulacağı için, yürütme ve icraat alanında kararname çıkarma hakkı Cumhurbaşkanına tanınıyor. Cumhurbaşkanı kararnameleri, eğer TBMM bir düzenleme yapmazsa 3 ay sonra yürürlükten kalkar.“ diyorlar.

Bu söz halkımızı aldatmak maksadıyla uydurulmuş bir söz değilse tam bir bilgisizlik mahsulü.1982 Anayasasının bugünkü halinde kararname çıkarma yetkisi Bakanlar Kurulunun görevleri arasında sayılmamıştır. Ancak kararnameler, uygulama ile sisteme dahil olmuştur. Olağan ve olağanüstü dönemlerde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameleri bir kenara bırakırsak, Bakanlar Kurulunca iki çeşit kararname çıkarılmaktadır. Bunlar; bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı tarafından imzalanan üçlü kararnameler ile tüm bakanlar kurulu üyeleri ve cumhurbaşkanının imzaladığı Bakanlar Kurulu kararnamesidir. Her iki kararnamenin de özelliği, idari tasarruf olmalarıdır.

Yani Bakanlar Kurulunca çıkarılan kararnameler, yasama faaliyetinin konusu olan yasama işlemi niteliğinde değil yürütme faaliyetinin konusu olan idari tasarruf niteliğindedir. Bu kararnamelerle bakanlık kurulamaz, kaldırılamaz, yürütmenin merkez ve taşra teşkilatları ile ilgili düzenlemeler yapılamaz. Getirilmek istenen değişiklikle cumhurbaşkanına verilen kararname çıkarma yetkisi ise tamamen T.B.M.M.’ye ait olan yasama yetkisine, cumhurbaşkanının ortak edilmesidir. Yani bu teklif kabul edilirse cumhurbaşkanı yasama faaliyeti yapabilecektir. Cumhurbaşkanınca çıkarılacak kararnameler, idari tasarruf niteliğinde kararname değil kanun kuvvetinde kararname olacaktır.

Cumhurbaşkanı verilen bu yetki ile bakanlık kurabilecek, kaldırabilecek, yürütmenin merkez ve taşra teşkilatını düzenleyebilecek, münhasıran kanunla düzenlenmeyen her konuda, üstelik OHAL dönemlerinde ise hiçbir sınırlama olmadan kararname çıkarabilecektir. Tabir yerindeyse tek adamın ağzından çıkan kanun sayılacaktır. Cumhurbaşkanı kararnamelerinin TBMM’ye sunulacağı ve 3 ay içinde görüşülmezse yürürlükten kalkacağı ise tamamen yalandır. Olağan dönemlerde çıkarılan cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin T.B.M.M.’ye sunulması şeklinde bir düzenleme yoktur. Kararnameler, Resmi Gazete’de yayımlanacak ve yürürlüğe girecektir. Yapılmak istenen değişiklikte, sadece Cumhurbaşkanınca çıkarılan OHAL kararnamelerinin, Resmi Gazete’de yayımlandığı gün meclise sunulması ve 3 ay içinde görüşülmezse yürürlükten kalkması sözkonusudur.


“Yeni Anayasa ile güçler ayrılığı gerçek anlamda hayata geçiriliyor. Milletvekilleri yasa yapmaya yöneliyor, Mevcut sistemde hükümet meclisin içinden çıkıyor, ancak yasalaşan metinlerin neredeyse tamamı hükümet tasarısı olarak geliyor.” diyorlar.

Bunu derken de millete vekillik görevinin ne kadar savsaklandığını itiraf ediyorlar. Söylediklerinin ise anayasa değişikliğinin içeriği ve getirdikleriyle hiçbir ilgisi yok. Tamamen kurmaca ve gerçek dışı şeyler. Bir defa Meclisin güçlendirilmesi bir tarafa bugünkü gücünü koruması bile sözkonusu değil.

Meclisin yürütmeye güvenoyu vermesi, gensoru, sözlü soru önergesi gibi siyasi denetim mekanizmaları tamamen kaldırılırken, bunun yanında suç işledikleri iddiası ile cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanlar hakkındaki denetim yolları zor şartlara bağlanıyor. Yine Meclisin yasama tekeline cumhurbaşkanı ortak edilirken, bütçe yapma yetkisi dahi elinden alınıyor. Hal böyleyken meclis güçlenecek demek, bilgisizlik sonucu söylenmiyorsa halkı aldatmak maksadıyla söyleniyordur. Anayasa değişiklik teklifinin halkoyundan geçmesi halinde ise kanunları, başkanın rızası olursa ve mecliste çoğunluğu da bulunursa, partisine ve milletvekillerine vereceği talimatla şimdi olduğu gibi yine mecliste çoğunluk olan parti yapacak.

Bu noktada milletvekillerinin güçlendirilmesi değil, artık Bakanlar Kurulu olmayacağı için meclise hükümet tarafından kanun tasarısı sunulması yönteminin kaldırılmasıyla zaruret halini alan, kanun tekliflerinin milletvekillerince sunulması yönündeki şekli bir farklılık sözkonusudur. Yürütmenin denetimi ve göreve başlaması ile ilgili tüm yetkileri tırpanlanan meclisin, elinde kalan tek yetki olan yasama faaliyetine cumhurbaşkanı ortak edilirken meclis güçlenecek demek, abesle iştigaldir.


“Soruşturma önergesinin kabulü için 301 vekilin desteği yeterli olacak, soruşturma açılan Cumhurbaşkanı erken seçim kararı alamayacaktır.” diyorlar.

Söylenen bu söz de doğru değil. Vatandaşı aldatmak maksatlı doğru olmayan bir bilgi. Getirilen düzenleme ile soruşturma açılması için 301 imza yeterli değil. 301 imza, “soruşturma açılmasını teklif edebilmek” için yeterli, soruşturma açılması içinse 360 kabul oyu şart. Ancak 360 bulunduktan sonra cumhurbaşkanı meclisi feshedemez. 301 imza bulunup teklif yapıldıktan sonra, 360 kabul oyunun arandığı oylama yapılıncaya kadar cumhurbaşkanı meclisi feshedebilir.


Propaganda döneminde teklifin içeriği ile ilgisi olmayan yalan, yanlış, gerçek dışı ya da gerçeği eğip bükerek veya sadece bir tarafını anlatarak halkı kandırmayı ve oyunu almayı hedefleyen bir çalışma sergileyen “evet” kampanyasını yürüten siyasileri, “Bunları milletimize anlatıyoruz ve inanıyorum ki milletimiz bu gerçekleri çok iyi görüyor ve yalanların değil, gerçeğin yanında yer alacak” şeklindeki kendi sözlerini hatırlatarak, vatandaşa doğru bilgi vermeye, yalan söylememeye davet ediyorum. Eğer bilgi eksikleri varsa, henüz zaman geçmiş değil halkoylamasına bir haftalık bir süre var. Anayasa değişiklik metnini okuyarak bilgi eksiklerini giderebilirler.


Öte yandan bu teklife itiraz etmek için üç cümleye bile gerek yok. İtiraz için bir cümle yeter. O da şudur: “Günümüzde demokratik hukuk devleti olma iddiasını taşıyan, muasır medeniyet seviyesine ulaşmayı hedeflemiş hiçbir ülkede, tek adam yönetimine yol açacak hiçbir yasal ve anayasal düzenleme kabul edilemez.” İşte biz de en başta bu nedenle “HAYIR” diyor ve vatandaşlarımızı da “HAYIR” demeye davet ediyoruz"dedi.

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.